Ana içeriğe geç
Şema: tek bir sıradan an iki kola ayrılıyor — solda savaş-kaç ile üsteleme, sağda don ile geri çekilme; altta iki tarafın öbürünün tepkisini kendi inancının kanıtı sayması döngüyü başa döndürüyor
· 7 dk okuma

Sağlıklı İlişki Nasıl Kurulur? Tekrar Eden Kavganın Altındaki Zincir

Berk Alaca

Klinik Psikolog

İlişki & Yaşam

Sağlıklı bir ilişki, çatışmanın hiç yaşanmadığı bir ilişki anlamına gelmiyor. Ayırt edici olan, çatışmadan sonra ne olduğu: iki kişi birbirine geri dönebiliyor mu, yoksa her tartışma bir öncekinin üstüne mi biniyor.

Çiftlerin yardım aramasına yol açan şikâyet çoğu zaman tek bir kavga olmuyor. Şikâyet, aynı kavganın tekrar etmesi oluyor. Konu değişiyor — para, aile, ev işleri, telefon — ama sahne aynı yerde kuruluyor ve aynı yerde bitiyor. Bu yazı o tekrarın altındaki zinciri anlatıyor. Sürecin bir görüşmede nasıl ele alındığı çift terapisi sayfasında ayrıca duruyor.

Sağlıklı bir ilişki neye benziyor?

Sağlıklı bir ilişkinin ölçüsü, iki kişinin anlaşmazlık sonrasında birbirine dönebilme kapasitesidir. Bunun görünür işaretleri arasında tartışmanın konuyla sınırlı kalabilmesi, ihtiyaçların söylenebilmesi ve söylendiğinde cezalandırılmaması, ve iki tarafın da geri adım atabilmesi sayılıyor.

Buradaki hiçbir madde bir kontrol listesi olarak okunmamalı. Bir ilişkinin durumu, dışarıdan sayılabilir davranışlardan çok, o ilişkide iki kişinin ne hissettiğiyle belirleniyor.

Aynı kavga neden tekrar ediyor?

Tekrar eden kavga çoğu zaman konusundan bağımsız yürüyor, çünkü tetikleyen şey konunun kendisinden çok, o konunun kişide dokunduğu inanç oluyor.

Buradaki çerçeve şöyle işliyor. Geçmişte yaşanan bir deneyim kişide bir olumsuz inanç bırakıyor: "yetersizim", "sevilmiyorum", "güvende değilim" gibi. Bu inanç gerçeklikten bağımsız çalışıyor — kişi ne kadar yeterli olursa olsun yetersiz hissedebiliyor. İnanç her devreye girdiğinde kişi kendini tehlikede hissetmeye başlıyor, ve tehlike algısı alarm sistemini çalıştırıyor.

Bir ilişkide bu inancı devreye sokan şey çoğu zaman büyük bir olay olmuyor. Ertelenen bir cevap, kısa kesilen bir cümle, gecikmiş bir mesaj yeterli olabiliyor. Dışarıdan bakan biri için orada bir tehlike yok; alarmı çalan kişi için ise sistem çoktan çalışmış oluyor. Alarmın nasıl kurulduğu ve neden bu kadar hassaslaştığı alarm sisteminin nasıl kurulduğu yazısında ayrıntılı ele alınıyor.

İki kişi aynı anda neden iki farklı tepki veriyor?

Alarm çaldığında beden iki ana yönden birine gidiyor: savaş-kaç ya da don. Bir çiftte çoğu zaman iki kişi aynı anda farklı yönlere gidiyor, ve tekrar eden döngünün mekanizması burada kuruluyor.

Savaş-kaç tarafındaki kişi harekete geçiyor. Sesi yükseliyor, üsteliyor, konunun kapanmasına izin vermiyor, cevap almadan bırakmıyor. Don tarafındaki kişi ise duruyor. Sessizleşiyor, kısa cevaplar veriyor, odadan çıkıyor, konuyu erteliyor.

İki tepki de aynı alarmın ürünü. Ama ilişkinin içinden bakıldığında öyle görünmüyor: üsteleyen kişi karşısındakinin sessizliğini "umursamıyor" diye okuyor, geri çekilen kişi karşısındakinin ısrarını "beni suçluyor" diye okuyor. Her biri kendi olumsuz inancının kanıtını karşısındakinin tepkisinde buluyor, ve bu kanıt alarmı bir kere daha çalıştırıyor.

Bu örüntü ilişki araştırmalarında üsteleme–geri çekilme adıyla uzun süredir çalışılıyor. Yetmiş dört çalışmayı bir araya getiren bir meta-analiz, örüntünün ilişki doyumu, yakınlık ve iletişim kalitesiyle anlamlı biçimde ilişkili olduğunu bildiriyor (Schrodt, Witt & Shimkowski, 2014).

Geri çekilen taraf neden ilgisiz görünüyor?

Geri çekilme çoğu zaman ilgisizlik olarak okunuyor, oysa donma tepkisi alarmın en yüksek olduğu anlarda ortaya çıkıyor.

Travmatik stres literatüründe savunma tepkileri, tehdide ve kişinin harekete geçme imkânına göre ilerleyen bir dizi olarak tarif ediliyor; tek bir seçim olarak ele alınmıyor, donma ve kapanma bu dizinin sonlarında yer alıyor (Schauer & Elbert, 2010). Yani sessizleşen kişi tartışmadan çekilmiş olmuyor; sistemi tartışmanın taşınamayacak kadar yüklü hâle geldiğine karar vermiş oluyor.

Bu ayrım klinik olarak önemli, çünkü ilişkide en sık kurulan yanlış atıflardan biri burada oluşuyor. Sessizleşmek bir huy değil, bir hâl. Sabit bir kişilik özelliği gibi anlatıldığında değiştirilemez görünüyor; bir hâl olarak adlandırıldığında üzerinde çalışılabilir hâle geliyor.

Üsteleyen taraf ne yapıyor?

Üsteleyen kişi de aynı alarmı taşıyor, yalnızca alarmın öbür yönünde duruyor. Israr çoğu zaman bir saldırı girişimi olmuyor; bağlantının kopmakta olduğunu hisseden birinin bağlantıyı geri kurma çabası oluyor.

Sorun, bu çabanın karşı tarafta ürettiği etkide. Ses yükseldikçe donan tarafın alarmı daha da yükseliyor, sessizlik derinleşiyor. Sessizlik derinleştikçe üsteleyen taraf terk edilmekte olduğunu hissediyor ve daha çok üsteliyor. Döngü kendi kendini besliyor, ve her turda iki kişi de kendi inancının doğrulandığını görüyor.

İletişim önerileri neden çoğu zaman yetmiyor?

İletişim teknikleri alarm çalmadığı sürece işe yarıyor; alarm çaldığı anda uygulanabilir olmaktan çıkıyorlar.

Bunun nedeni tekniklerin yanlış olması değil. Alarm çaldığında bedende olan şey — kalbin hızlanması, dikkatin daralması, ya da tersi yönde bedenin yavaşlaması ve kelimelerin gelmemesi — tam olarak sakin bir cümle kurmayı zorlaştıran şey. Bir kişiden alarmı çalarken sakin konuşmasını beklemek, sistemin o anda yapamayacağı bir şeyi istemek anlamına geliyor.

Bu yüzden klinik çalışmada sıra çoğu zaman tersine kuruluyor: önce alarmın hangi anda ve neyle çalıştığı görünür hâle getiriliyor, sonra o an üzerinde çalışılıyor.

Kavgadan sonra onarım nasıl oluyor?

Onarım, tartışmanın kendisinden çok tartışmadan sonra kurulan ilk temasla oluyor. İlişki araştırmalarında ayırt edici bulunan şey çiftin ne kadar sık tartıştığı olmuyor; tartışmanın içinde ve sonrasında birbirine dönme girişimi yapıp yapmadıkları oluyor (Gottman & Levenson, 1992).

Bu girişimler çoğu zaman büyük konuşmalar biçiminde olmuyor. Bir şaka, bir dokunuş, konu dışı sıradan bir cümle, çay teklifi — dışarıdan bakıldığında konuyla ilgisiz görünen küçük hamleler. İşlevleri konuyu çözmek olmuyor; alarmın düştüğünü ve bağlantının hâlâ durduğunu haber vermek oluyor.

Onarımın tutmadığı durumlarda sorun çoğu zaman girişimin yapılmaması olmuyor, karşı tarafın onu fark edememesi oluyor. Alarmı hâlâ yüksek olan bir kişi, uzatılan eli konunun kapatılmaya çalışılması olarak okuyabiliyor. Bu yüzden onarımın zamanlaması içeriğinden daha belirleyici oluyor.

Güven nasıl kuruluyor?

Güven küçük tutarlılıklarla kuruluyor. Söylenenin yapılması, yapılamayacaksa önceden söylenmesi, ve söylenmediğinde bunun konuşulabilmesi.

Güvenin zedelendiği durumlarda onarımın hızını belirleyen şey çoğu zaman olayın büyüklüğü olmuyor; olaydan sonra kurulan ilk temas oluyor. Bir hatanın kabul edilmesi ve karşı tarafın deneyiminin tartışmaya açılmadan tanınması, aynı hatanın savunulmasından daha kısa sürede yerine oturuyor.

Sınır koymak ilişkiyi zayıflatır mı?

Sınır koymak ilişkiyi zayıflatmıyor; hangi davranışın taşınabilir olduğunu görünür kılıyor. Sınırı olmayan bir ilişkide rahatsızlık dile gelmiyor, birikiyor, ve genellikle konuyla orantısız bir anda çıkıyor.

Sınırın işlevli olabilmesi için iki koşul gerekiyor: söylenebilir olması ve söylendiğinde bir bedelinin olmaması. Söylendiğinde geri çekilmeyle ya da cezayla karşılaşan bir sınır, bir sonraki sefer söylenmiyor.

Bu, ilişkide kendi ihtiyacını dile getirmenin neden bazı kişiler için bu kadar zor olduğunu da açıklıyor. Altta "yetersizim" ya da "benim ihtiyacım önemli değil" gibi bir inanç varsa, sınır koymak bir talep gibi değil bir suç gibi hissediliyor. Bu inancın nasıl çalıştığı mükemmeliyetçilik yazısında ayrıca ele alınıyor.

Bu döngü ne zaman kendi başına çözülmüyor?

Döngü, iki kişi de kendi tepkisini karşısındakinin tepkisine verilmiş zorunlu bir cevap olarak gördüğü sürece kendi başına çözülmüyor. Bu noktada tartışılan şey artık konu olmuyor, kimin haklı olduğu oluyor.

Şu durumlar dışarıdan bir destek ihtiyacına işaret ediyor: aynı tartışmanın aylardır aynı yerde bitmesi, konuşmanın tümüyle kesilmesi, ve iki kişiden en az birinin ilişki içinde sürekli tetikte hissetmesi.

Bir ilişkide fiziksel şiddet, tehdit ya da korku söz konusuysa bu yazıdaki çerçeve geçerli olmuyor. Bu durumlarda öncelik güvenliğin sağlanmasıdır. Acil bir tehlike varsa 112 aranmalı ya da en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Sıkça sorulan sorular

Her ilişkide kavga olması normal mi?

Anlaşmazlık iki ayrı insanın bulunduğu her ilişkide görülüyor. Klinik olarak dikkat çeken şey kavganın tekrar etme biçimi: aynı sahnenin aynı yerde kurulup aynı yerde bitmesi.

Sessiz kalan taraf ilişkiyi umursamıyor mu?

Sessizleşme çoğu zaman alarmın yükselmesinden kaynaklanıyor. Donma tepkisi savunma dizisinin bir parçası olarak tarif ediliyor ve kişinin o anda seçtiği bir tutum olmuyor.

Çift terapisine iki kişi de gelmek zorunda mı?

İlişki içinde tekrar eden bir örüntü üzerine tek başına da çalışılabiliyor. Kişinin kendi alarmının hangi inançla çalıştığını görmesi, döngünün kendi tarafındaki halkasını değiştiriyor.

İlişki sorunları geçmişle mi ilgili?

Bugünkü ilişki her zaman geçmişin tekrarı olmuyor. Ama tekrar eden ve konusuyla orantısız görünen bir tepki söz konusuysa, çoğu zaman altında daha eski bir inanç bulunuyor.

Bu yazıdaki tanımlara bakarak ilişki hakkında karar verilebilir mi?

Verilemez. Buradaki çerçeve bir okuma biçimi; değerlendirme aracı olarak kullanılamaz. Bir ilişkinin durumu ancak iki kişinin kendi anlatımı üzerinden değerlendirilebiliyor.

Konunun klinik çalışmadaki yeri

Tekrar eden ilişki döngüleri üzerinde çalışmanın nasıl yürüdüğü bireysel psikoterapi ve EMDR terapisi sayfalarında anlatılıyor. Alarmı bugün susturmaya yönelik çalışma ile alarmı bu hâle getiren anılar üzerinde yürütülen çalışma birbirinden ayrı iki iş olarak ele alınıyor.

İki kişi arasında tekrar eden bir kavga, çoğu zaman iki ayrı insanın aynı anda kendini yalnız hissetmesinin sesidir.

Yazan

Berk Alaca, İstanbul Çekmeköy Taşdelen'de çalışan bir klinik psikologdur. Işık Üniversitesi Psikoloji lisansını (2015–2020) ve İstanbul Aydın Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisansını (2021–2022) tamamladı. Yetişkinler ve ergenlerle bilişsel davranışçı terapi ve EMDR yaklaşımlarıyla çalışıyor.

Kaynakça

  • Christensen, A., & Heavey, C. L. (1990). Gender and social structure in the demand/withdraw pattern of marital conflict. Journal of Personality and Social Psychology, 59(1), 73–81.
  • Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution: Behavior, physiology, and health. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221–233.
  • Johnson, S. M. (2004). The Practice of Emotionally Focused Couple Therapy: Creating Connection (2nd ed.). Brunner-Routledge.
  • Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change. Guilford Press.
  • Schauer, M., & Elbert, T. (2010). Dissociation following traumatic stress: Etiology and treatment. Zeitschrift für Psychologie / Journal of Psychology, 218(2), 109–127.
  • Schrodt, P., Witt, P. L., & Shimkowski, J. R. (2014). A meta-analytical review of the demand/withdraw pattern of interaction and its associations with individual, relational, and communicative outcomes. Communication Monographs, 81(1), 28–58.

Bu yazı bilgilendirme amaçlı hazırlandı ve tanı ya da tedavi yerine geçmiyor.

Son güncelleme: 1 Eylül 2026 · İçerik sorumlusu: Klinik Psikolog Berk Alaca · İletişim: [email protected]